Ezberin İade-i İtibarı

Son iki senemi zekâ/yetenek şakşakçılığını çürütmeye ayırdım. Yüzlerce yazıyla, her işin kökeninde zekâ/yetenek görmenin insanın kendine yapabileceği en büyük kötülük olduğunu anlatmaya çalıştım. Şimdiyse 'ezber' konusu üzerine çalışmak istiyorum.



Ezber o kadar yanlış anlaşılan bir şey ki sürekli taşlanıyor. Birkaç sözü dinlenen kişi çıkıp, "ezberci eğitim" falan diyor, tembelliğe yatkın bu toplumun insanları da bunu fırsat bilip, her fırsatta güya ezberci eğitimden falan yakınıyor.

Oysa Avrupa ülkelerindeki öğrenciler bizden onlarca kat fazla malzeme ezberliyor.

Orada kimse "ezberci eğitim" falan diye yakınmıyor. Hatta kimse "ezbercilik" dediğinizde ne demek istediğinizi anlayamıyor.

Kastettiğim şeyi çoğunluğun (henüz) anlayamayacağını bilsem de ezber hakkında şu tespitimi söylemek istiyorum:

Hayatta sadece ezberi kuvvetli, daha doğrusu, ezberini güçlendirmiş insanlar başarılı oluyor.

Hatta ezbere en çok karşı çıkan başarılı figürlere yakından bakınca, hayatları boyunca güçlü ezberleri sayesinde öne çıktıkları görülüyor.

İster öğrenci olun, ister öğretmen, kendinizi ezbere karşı çıkarken, "Ezberlemeyin, anlayın," falan derken yakaladığınızda kendinize şu soruları sorun:

Ezberlemeden anlamak mümkün olabilir mi?

Ezberlemek, demek, bir şeyi akılda tutmak, demek. Hangi konuda olursa olsun bir bilgiyi akılda tutmadan anlamak mümkün olabilir mi?

Ezber, anlamanın ilk adımı. Bir şeyi önce ezberliyorsunuz. Ezberlediğiniz aklınıza iyice yerleşince de kendinizi o bilgiyi anlamış sayıyorsunuz.

Ezberlemeyi anlamanın karşıtı gibi sunuyorsunuz. Oysa ezberlemek anlamanın ilk adımı, ilk şartı.

Sloganlara kapılmayın. Sloganlarla düşünmeyin. Biraz hareket ve düşünce süreçlerinizi inceleyin.

Ve en önemlisi:

Sırf zihin tembelliğinden ezber karşıtı gibi görünenlere kanıp akla aykırı şeyler söylemeyin.

Tembellerin ekmeğine yağ sürmeyin.